Mektupların samimi sesiyle kurulan The Perks of Being a Wallflower, 90’ların loş koridorlarında geçen bir büyüme hikayesini yumuşakça açıyor. Lise birincisi Charlie, içine kapanık ve hassas bir karakter olarak değişen dünyayı kenardan izlerken, en yakın arkadaşı Michael’ın intiharının gölgesinden çıkmaya çalışıyor. İngilizce öğretmeni Bill’in uzattığı ekstra kitaplar, onun hayata tutunması için küçük ama etkili bir çareye dönüşüyor; Charlie’nin deneyimleriyle bu çaba yavaş yavaş meyve veriyor. Bu film, izlemenin ve katılmanın arasındaki ince çizgide yürüyen bir ergenin ritmini yakalıyor. Hikaye, bastırılmış çocukluk acıları, kürtaj, uyuşturucu, seks ve eşcinsellik gibi ağır temaları şaşırtıcı bir zarafetle işliyor. Yargıların arasında sıkışmış gençlerin, arkadaşlık ve aileyle kurduğu kırılgan bağlar öne çıkıyor. Tonu ne tamamen karanlık ne de aşırı umutlu; hayatın ara tonlarında ısrar ediyor. Sıcak bir mizah, kalbe dokunan bir dürüstlük ve sade bir anlatım eşliğinde, Charlie’nin dünyayı izlemekten ona katılmaya uzanan yolculuğu, kısa cümlelerde büyük duygular bırakan bir IMDb özetinin tadında, göz yormadan akıp gidiyor.
Yeniler Popüler Eskiler